Gökyüzü şimdi beyaz bir duvar… Beyaz bir duvar gibi, önümde, arkamda, sağımda, solumda… Koyu bir beyazlık, gördüğüm… Koyu bir yalnızlık… Koyu bir benliksizlik… Ufkumuzu kapatmış binalar…...
Gökyüzü şimdi beyaz bir duvar… Beyaz bir duvar gibi, önümde, arkamda, sağımda, solumda… Koyu bir beyazlık, gördüğüm… Koyu bir yalnızlık… Koyu bir benliksizlik… Ufkumuzu kapatmış binalar…...
Bir duygu! Sel gibi birşey...Nasıl anlatsam ki size bunu...Alacalı duygu bu.Nerden geldiğini hiç bilmediği bir gülümseme takar ya insan yüzüne.Ya da nereden geldiğini hiç bilmediği...
Ben karanlık diyorum ama belki de aydınlıktır benim evim..Kapıyı açıyorum sola doğru..Evin loşluğu karşılıyor beni..Terliklerim sağda fortmantonun önünde sıcacık görünüyorlar gözüme…Terliklerimi giyiyor ve...
kendiliğinden seni kendiliğinden sevmekkendiliğinden evet...hiçbir zorlama olmadan..baskıda kalmadan...malı-meli olmadan..öylesine içten..ve temiz...çocukça biraz...Yağmurun kendiliğinden dökülüşü gibiGökkuşağının yağmur sonrası güneşe eşlik etmesi gibi..bulutların gökyüzünden sökülüp sökülüp yere...
Ruh(suz)sal-ahh çok mu hastasın?+ evet hastayım..çok hem de...........hastaydım..ruhum hastaydı..oysa o sıradan bir ateşlenme, bir bakteri-virüs savaşı sanmıştı bu defa...ama değildi..virüs olsaydı vücudumda, beni çıldırtsaydı ateşler...
Gitmeler adına… Kalıp düşünmeler uğruna…Biri daha gitti biraz önce… Biri daha karıştı bütün gidenlerin arasına… Belki de farksız oldu gitmelerde… Kim bilir, bilmediğimiz nice “birileri”...
ellerimde uçurumlar..isteklerin dışında kendi içinde bir yer düşler...bakar sonsuz gökyüzüne.ne görüyordur?gördüğünü anlatsa bana..yaşadığını anlatsa...mavi rakamlar görüyorum uçurumlardan aşağıya atlayan..yeşili zor tutuyorumkanıyor ellerim..direniyorum...yeşil benim...onu hapsediyorum...mavi terk...
Kırmızı Yaprak Seni duyumsuyorum..Duyumsamaya meyilli bir akışkanlığım var karşında...niye haberin yok benden bilmiyorum.. seni kendimden bihaber bırakmayı ben mi istiyorum, yoksa bilmediğim bir gücün,...
bir hazan zamanıydı estiğinde...görememiştim sararmış yapraklar arasında gölgeni...Ne zaman güneş gibi doğurdun üzerime karanlığı...O zaman hissettim asıl hazan zamanını!(...)yollardan geçiyordum...anıları bir bir seçiyordum...hazan rüzgarlarına yaprak...
hayallerden düşüyorum yer yüzüne..ağlıyorum...gözyaşlarım yanaklarımı yakıyor ateş misali..tuz ruhunu yüzümde yaşıyorum...bütün asidik maddeler oynaşıyor yüzümde...aynaya bakamıyorum..her baktığımda,git gide bana benzemekte olan seni görüyorum..lanetler yağdırıyorum bulutlardan...
para için sürgün ettiler, hapse attılar..para için göklere çıkardılar..adi köpekler...istemem onu raflarda görmek..istemem kimseyi, onu desteklesinler...o koca bir ülkeye kafa tutan adam!onu görün, onu duyun,...
özledim seni...sana hiç dokunmamış olsam da,dokunmayı özledim...seni özlediğim gibi özledim hayatı..bir çocuğun pınarlarındaki yaşları aldım ve kendimle çarptım..büyük bir düş çıktı ortaya...masum bir çocuğu özledim...gecenin...
Gidesim var bu şehirden Henüz yağmur yere düşmemişken...Bulutlar üzerimde dolaşırken..Bir kendim, bir de ben..Gidesim var bu şehirden...Sigara tadı ellerimdeSesin hala nefesimdeyken..Kendimden bıkan bir ben..Gidesim var...
İyi Bir Gece... Kız: Herşeyi yeni fark ediyorum... Ve ben gidiyorum... Belki ağlarım.. Ağlayabilirsem güzel olur.. Cansızlaşmak sıkıcı çoğu zaman.. Oğlan: Giderken sana tekrar söylemek istiyorum ki; ''Beni üzmekten korkma.'' İyi uykular Tatlı Kız.. Kız: İyi...
Kız En Güzel, En Hafif Giysisini Giymiş; Oğlan Renkli Bir Dünya Boyamış Kız: Bodrum'da yalnızlık çok cazip görünüyor şimdi... Deniz kıyısına giderim bazen .. Otururum.. Belki taş atarım bir kaç...
Zaman dursa şu anda burada...Hiç akmasa keşke...Zaman dursa da artık benden bir şeyler götürmese geçmişe...Çünkü zaman,her geçip gidişinde seni alıp götürüyor biraz daha.....Oysa ben,hep içimde...
—Mavi-Kırılgan-Dünya- Coşkulu fırtınalar!Mavi, lacivert Çok koyu lacivert! Ve hatta siyah!Fırtına...Esrarengiz bir fırtına...Çokça kuvvetli Ve bir o kadar narin!Işıksız evler hapsinde insanlar.Dünya yalnızlığa susamış,Haykırıyor yavaşça"Evren ışıksız...
Bir adım içeri girdi ve -evde-...Çimen yeşili yerdeki fayanslar..doğayı çok seviyor çünkü...Bir çatal sesi..yere düştü galiba..mutfağa gidiyor, evet işteorada..demek bir dakika ve otuz saniye erken...
Kilitlendim kaldım...Ne yapacağımıNereye gideceğimi bilmiyorum...Havada asılı kaldım diyebilirim....Umursamıyorum kendimi..Kimse de umursamıyor beni..Nerede olduğumu, nerede durduğumu hiç bilmiyorum...Artık bir hayatım bile yok...Bir gizli el geldi ne...
seni beklemeyi bırakalı uzun zaman oldu...kendimi geçtim de, şu posta kutuları yok mu, hasretinle yanıp tutuşuyorlar...günler oldu...posta kutusu hala bomboş bekliyor..sesinden bir iz bile yok...
“O, mavi gözlü bir devdi…”(…)Kız kapıyı çarparak indi arabadan… Söylendi kendi kendine; “Lanet olsun!” Elinde mantosu ve çantasıyla oturmak üzereydi kaldırıma.. Bir baktı ki, kaldırımın...
yağmur gibiydin..yağmur kadar aşıktım..yağmur bildi...yüreğim ağır pençelerin altındaydı...derinlerde yanan bir ateş vardı...sana sönen aynı zamanda..geçmiş zamanı görmemek için and içmiştim senin için..kaçıp sana gelmiştim, binbir...